YAT PROJE FORMENİ in Tuzla/İSTANBUL..
ÖNDER ALTUN isn't in your network. Add ÖNDER ALTUN
|
HÜLYAwrote:
KONU 1
Cevrenizde tekerlekli sandalye ihtiyaci olan ve temin etme şansı bulunmayan kisiler var ise LUTFEN ACILEN BILDIRIN! Altunizade Kulubu temin edip kendilerine ucretsiz olarak verecektir. . Erol AYVACIKLI NGM Uluslararasi Tas.Tic.Ltd. Sti . Kosuyolu-Istanbul Tel: 0216 326 41 66 Fax: 0216 326 33 53 KONU 2 Turkan SABANCI adına yaptırılmış tam donanimli bir okul var, gormeyen cocuklar icin. Hatta aralarinda zeka yonunden kusurlu ama egitilebilir ancak gormeyen cok sayida cocuk da var. Istenirse, yatili bolumu de var. Ama ogrenci sayisi kapasitesinin altindaymis. .. Yer: Uskudar Tel: 0-216-310 49 12 Mudur: Feyzullah GULER KONU 3 Veysel VARDAL Gorme Engelliler Ilkogretim Okulu. Yer: Sariyer Tel: 0-212-201 12 92 Mudur: Muzaffer TEN Bu okullar ogrenci azligindan kapanma tehlikesi icinde. Oysa kimbilir, bu imkanlara muhtac kac cocugumuz var cevremizde. Bize dusen gorev, bu cocuklarimizi bulup bu imkani onlara ulastirmak. LUTFEN BU MESAJI CEVRENIZDEKI HERKESE ULASTIRIN, BELKI BIR COCUGUN EGITILMESINE, YA DA TEKERLEKLI SANDALYE IHTIYACI OLAN BIRISINE FAYDAMIZ DOKUNUR. ------------------------------------------------------- Bu mesajı bir arkadaşımız bize ulaştırmış bizde sizlerle paylaştık umarım ihtiyac sahiplerine bir yararımız dokunur...ilginileriniz için şimdiden teşekkürler...
May 26
|
|
|
HÜLYAwrote:
3 Mayıs Türkçülük Günü,bütün Türkçülere kutlu olsun.
Adı tarihe karışan Tanrı Dağlarına uzanan ışıklı yolda,yolbaşı olan Türkçülerinde ruhu şad olsun. Türk Irkı Sağolsun. 3 Mayıs 1944 sabahı Türkiye'de eşi görülmemiş bir olay başkent Ankara'nın Ulus Meydanı'nda gerçekleşti. Neden eşi görülmemiş diyoruz? Türkiye'de hiç mi gösteri yürüyüşü yapılmamış? Elbette ki yapılmış fakat kişi veya kurumların organize etmesi sonucu yapılmış. 3 Mayıs'ın ise organizatörü yoktur. Büyük Türkçü Nihâl Atsız'ın devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben Orhun Dergisi'nin Nisan/1944'de yayınlanan 16. sayısında yazdığı ikinci açık mektupta "vatan haini" diye tasvir ettiği komünist Sabahattin Ali, Atsız Ata'yı dava ediyor. Davanın 26 Nisan 1944 tarihinde görülen ilk celsesi bir hayli olaylı geçiyor ve memleket genelinde büyük yankı uyandırıyor. İkinci celse ise 3 Mayıs 1944 günü Ankara'da görülecek. Atsız Ata bir gün önceden trenle Ankara'ya gidiyor fakat tek Ankara yolcusu O değil. Hiçbir organizasyon olmadan Türkiye'nin dört bir yanından bu davayı duyan Türkçü gençler kendi imkanları ile Ankara'ya hareket ediyorlar. Amaçları, 1938 yılında Ulu Başbuğ Atatürk'ün Uçmak'a varması ile birlikte sönmeye yüz tutan Türkçülük ateşini yeniden canlandırarak yürekleri ısıtan Büyük Türkçü Nihâl Atsız'a komünizm ile mücadelesinde destek olmak. Atsız Ata bir gün önceden Ankara'ya geliyor ve bir grup Türkçü genç kendisini tren istasyonunda karşılayarak bir otele yerleştiriyorlar. Atsız Ata o gece hiç uyumuyor, tan ağarıncaya kadar yanındaki Türkçü gençlerle sohbet ediyor. Sabah adliyeye gitmek üzere yanındaki gençlerle birlikte otelden çıkıp Ulus'a doğru ilerlerken bir de ne görsün? Ankara sallanıyor! Hiç kimse tarafından çağrılmayıp, kendi kendilerine, birbirlerinden habersiz bir şekilde Türkiye'nin dört bir yanından yola çıkarak, Büyük Türkçü Nihâl Atsız'ın zor gününde yanında olmak için Ankara'ya gelen binlerce Türkçü genç birkaç koldan Ulus Meydanı'na yürüyorlar... "CANIMIZ ATSIZ'A FEDA OLSUN!" haykırışlarıyla yer gök inliyor. Ortada komünistlerden eser yok. Atsız bir siyasetçi midir? Parti genel başkanı mıdır?.. Değil. Atsız bir lise edebiyat öğretmeniydi sadece... Bir aylık emeğinin karşılığında aldığı üç kuruş maaşla evine ekmek götüren bir devlet memuruydu. Üstelik bir ay önce devrin Milli Eğitim Bakanı, komünist Hasan Ali Yücel tarafından açığa alınmıştı. İşsizdi. Parası yoktu. Herşeyin siyasî güç ve paraya bağlantılı olduğu bir devirde, Türk gençliği, cebinde parası olmayan bir edebiyat öğretmeni için Türkiye'yi salladı 3 Mayıs 1944 sabahı. Çünkü O, "Türk'e Türklüğünü öğreten" idi. Bozkurtları O'nun ardından yürüdüler. Aradan yıllar geçti. 3 Mayıs'ın isimsiz kahramanları bu dünyadan çoktan göçüp gittiler. Onların yerini yeni nesiller aldı. Aynı inanç, aynı kuvvet, ve yüreklerde yanan aynı sönmez ateşle... 3 Mayıs 1944 ruhu, o günü var eden Nihâl Atsız'ın isteği doğrultusunda her senenin 3 Mayıs'ını, "3 Mayıs TÜRKÇÜLER GÜNÜ " olarak kutlamakla yaşatılıyor. 3 Mayıs Türkçüler Günü, Türk Irkı'na kutlu olsun! ----------------------------------------------------------------------------------- Aradan geçen 32 sene sonra başka bir TÜRK büyüğü,bir TÜRKİYE ve TÜRK sevdalısı BAŞBUĞ ALPARLAN TÜRKEŞ şunalrı söylüyordu. 3 MAYIS 3 MAYIS, Türk Milliyetçilerinin bayramıdır. 3 MAYIS, bundan otuz iki yıl önce idealist ve vatanperver bir grubun, o devrin dikta rejimine karşı başlattığı kutsal gayeli bir hareketin ilk adımıdır. 3 MAYIS, Türk milliyetçilerinin yeni bir hamleye girişmesinin başlangıcıdır. 3 MAYIS, Türk milletini ilimde, maneviyatta, teknikte en yükseğe çıkarma hamlesidir. 3 MAYIS, Türk milliyetçilerinin yabancı kültüre ve yabancı ideolojilere karşı baş kaldırmasıdır. 3 MAYIS, kendi milli kültürümüzü çağdaş gelişmelerle yeniden yoğurma hareketidir. 3 MAYIS, Ulkücülük Hareketinin dönüm noktasıdır. 3 MAYIS, Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin varlık davasında çektikleri ızdırabın, elemin, gözyaşının ifadesidir. 3 MAYIS, Türk milliyetçilerine yalan ve iftiralarda bulunanların kendi iftira ve yalanlarıyla boğulduğu gündür. 3 MAYIS, Büyük milletimizin edebiyete kadar yaşayacağına inanan TÜRK miliiiyetçilerinin yeniden doğuşudur. 3 MAYIS, TÜRK milliyetçilerinin bayraklaşan hareketidir. 3 MAYIS, Milliyetçi Türkiye’nin kuruluşunda temel taşdır. Yarının Büyük Türkiyesi bu şuur ve azimle kurulacaktır. 3 Mayıs 1944'den bu yana otuz iki yıl geçti. TÜrk milliyetçi.leri bugün bir Çığ gIbi büyüyor. Yurdun dört bir yanındaki Ulkücü ve Milliyetçi kadrosuyla, Turkmilletinin hizmetinde; onu Himde, teknikte, ahlaktadünyanın en ileri seviyesinde getirmek gayesi taşıyor. 3 MAYIS, Bütün Türk milliyetçilerine kutlu olsun. BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ 30 Nisan 1976, Milliyet Gazetesi Bu şerefli TÜRK IRKININ bu şerefli gününe özel olarak bir de şarkımız vardır 3 MAYIS GÜNÜNÜN MEŞHUR ŞARKISI İstanbul Ülkü Ocakları tarafından, 1974'te, '30. Türkçüler Bayramı Armağanı' olarak bir plak çıkartılmıştı. Dönemin ünlü pop müzik sanatçısı İLHAM GENCER'in seslendirdiği HAKİKAT BAĞI adlı şarkı sonradan 3 Mayıs TÜRKÇÜLER BAYRAMI şarkısı olarak benimsenmişti. Söz konusu şarkının sözleri şu şekildeydi. , Haydi 3 Mayıs, TÜRKÇÜLER TURANCILAR elele, Tarihler bin dokuz yüz kırk dördü gösterdi, Atsızım Bozkurtlara buyruğu verdi, Yiğitçe buyruğa gönül verdiler, Alparslanlar, Kokanlar, Orkun, İdiller, Yürüyün, yürüyün haydi yiğitler, Haydi 3 Mayıs,TÜRKÇÜLER TURANCILAR elele, Büyük TÜRK MİLLETİ senin bayramın. Haydi 3 Mayıs, TÜRKÇÜLER TURANCILAR elele, Dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik, Sağlanırsa o zaman kurulur dirlik, Yürü yiğit yürü bugün senin günündür, Bugün düğün günün, bayram günündür, 3 Mayıs TÜRKÇÜNÜN düğün günüdür, Haydi 3 Mayıs, TÜRKÇÜLER TURANCILAR elele, Büyük TÜRK MİLLETİ senin bayramın.
May 2
|
|
|
.
Canım Sevdiğim Yüreğim Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. HAYALET&ÖMÜR ..
Apr. 21
|
|
|
AZRAİLİN OLURUM .wrote:
Dost olan tutar düşenin elinden
Sever dostlarını canı gönülden Bin bir ders alırsın öğütlerinden Mutluluğu okunur gözlerinden Eğer dost ararsan bir çağrı bırak Tam vakti dostluk meşalesini yak Her ne yaşadıysan zamana bırak Yaşamak değil midir ki bir durak Dostluk değil mi sevgiyi paylaşmak Dar anında koşup yanında olmak Kanayan yaraya bir merhem çalmak Zor günde kucak açıp dostça sarmak ____________███__█_████ ____________ ██__██_____█ ___________ ███_█__█_____█ __________ ████_____██___██████ _________ █████______██_█______██ ________ █████_______██________█_██ ________ █████_______█_______█ ________ ██████_____ █_______█ _________ ██████____ █______█ __________ ████████_______█ __ ███_________ ██______██ ███████__________██ _███████_________█ __██████_________█_█ ___███___█_______██ ___________█_____█__█ _______████_█___█ _____██████__█_██ ____███████___██ ____█████______█ ____██ HAYIRLI GECELER ,GÜZEL BIR HAFTA SONU , HERSEYIN GÖNLÜNÜZCE OLMASINI DİLERİM... AEO.KIB
Mar. 21
|
|
|
AZRAİLİN OLURUM .wrote:
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı" Dedirir: Yırtıcı his yoksulu sırtlan kümesi Varsa gelmiş açılıp mahbesi yâhud kafesi Eski Dünya Yeni Dünya bütün akvâm-ı beşer Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada Çehreler başka lisanlar deriler rengârenk Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû kimi yamyam kimi bilmem ne belâ... Hani tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ Ah o yirminci asır yok mu o mahhlûk-i asil Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkıyle sefil Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe hakikat yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler ölü püskürmede yer O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa göz gövde bacak kol çene parmak el ayak Boşanır sırtlara vâdilere sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar alevden seller. Veriyor yangını durmuş da açık sinelere Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler Ne çelik tabyalar ister ne siner hasmından Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu hâşâ edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır indirilir mevki'-i müstahkemler Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi "O benim sun'-i bedi'im onu çiğnetme" dedi. Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi bir baksana dağlar taşlar... O rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar... Vurulmuş tertemiz alnından uzanmış yatıyor Bir hilâl uğruna yâ Rab ne güneşler batıyor Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan Sen bu âvizenin altında bürünmüş kanına Uzanırken gece mehtâbı getirsem yanına Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki son ehl-i salibin kırarak salvetini Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki İslâm'ı kuşatmış boğuyorken hüsran O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın Sen ki ruhunla beraber gezer ecrâmı adın Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât Sana gelmez bu ufuklar seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.[/I] Mehmet Akif Ersoy
Mar. 18
|